Beraber son akşamımızı Karaköy’deki Akın Balıkçısı’nda geçirdik. Rakıyı, türk kahvesini tanıttık. Kadeh kaldırınca “şerefe” demenin anlamını açıkladık (sofrada konuşulan, sofrada kalır). Hanna, bir o yana bir bu yana sallanarak, sanat güneşimiz Zeki Müren’e eşlik etmeyi ihmal etmedi. Onlar da bize İsveçce öğretti: Tak=teşekkürler, Hey: Merhaba, Heydo: Hoşçakal, Sök: Aramak Skol: Şerefe. En eğlenceli dil!
İki harika insan tanıdık, kendilerine has tarzlarına, derinliklerine, kibarlıklarına hayran kaldık. Özleyeceğiz…
On our last night out, we went to the Akın Fish Restaurant at Karaköy. We introduced Rakı and Turkish coffee as always and explanained the meaning of “şerefe(cheers)” (whatever’s discussed at dinner, stays at dinner). Hanna, swayed side to side while listening to “the sun of art” Zeki Müren. They taught us some Swedish: Tak=thank you, Hey=Hi, Heydo=Bye, Sök=Search, Skol=Cheers. Best language ever!
We met two exceptional people, with their own styles, own depths and grace…impossible not to be fond of. We will miss them…